AK Parti iktidarının muhalefete siyasi hamleler yerine farklı yollarla cevap vermeye başlaması yeni bir durum değil ancak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, Ankara Büyükşehir Belediyesi ile ilgili de yargı süreçlerinin işletilmeye başlaması, bu durumun bir adım daha ileriye götürüldüğünün, aşırılaştığının ve hatta devamının da geleceğinin göstergesi…

Devam eden bir yargı süreci var, hukukun gereği olarak şu durumda kendileriyle ilgili dava açılan kişilerle ilgili peşinen suçlu ya da suçsuz demek doğru değil. Ancak mesele, Türkiye’deki belediyeler ve usulsüzlükler olunca hemen hemen hepimiz biliyoruz ki usulsüzlükler konusunda parti fark etmeksizin herkesin birtakım kabahatleri vardır. Şu durumda iktidar, parti fark etmeksizin belediyelere yönelik yolsuzluk, usulsüzlük girişimi başlatmış olsa, yani AK Partili belediyeler de mercek altına alınsa, mevcut gelişmelerle ilgili girişimlere yönelik bu denli itiraz yükselmezdi. Ancak yargı sadece AK Partili olmayan belediyelere işletilince aynı zamanda gelecek cumhurbaşkanlığı seçiminde İmamoğlu ya da Yavaş, iki isimden birisi büyük ihtimalle iktidarın karşısına aday olarak çıkacağı için de bu yargı girişimleri hukukun konusu değil de siyasetin konusu gibi algılanıyor. İtirazlar da zaten burada başlıyor…

Böyle bir durumda doğal olarak sadece CHP seçmeni değil iktidara muhalif olan kesimler hatta İmamoğlu ya da Yavaş’a da destek/oy vermeyen kesimler bile bu süreci haksız bulabiliyor, sokağa çıkıyor, itiraz ediyor. Bu anlaşılabilir bir durum.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının eylem yapması anayasal bir hak. Sağa sola bir şeyler fırlatıp taşkınlık yapılmadığı müddetçe eylem vatandaşların anayasal hakkı. Ancak o hak da polisin eylemler sırasında her daim olmasa da yer yer eylemcilere sert müdahalede bulunmasıyla mukabele görünce itirazların azalacağı beklentisi boşa çıkıyor ve itirazlar boşa çıkmak, azalmak yerine artıyor.

CHP de süreci yukarıda ifade edilen şekilde yorumluyor ve her siyasi hareket gibi meşruluğunu halktan aldığı, almaya çalıştığı için 23 Mart Pazar günü hızlı bir şekilde sandık kurdu ve daha önce örneğine rastlamadığımız biçimde bir ön seçim hazırlığı yaptı. Bu ön seçimde İmamoğlu için 15 milyona yakın oy çıktı. Şu durumda İmamoğlu’nun halkta bir karşılığı var ve bu kesimler haliyle kendi milli iradelerine yönelik girişimlerde bulunulduğunu düşünüyorlar.

Türkiye’de hukuk ve demokrasiyle ilgili problemler uzun süredir var. Ve bu problemlerin çözülmesi yerine maalesef problemlerin daha da arttığı görülüyor. Bu da ekonomiden tutun da toplumsal huzura kadar birçok alanda yeni yeni problemler doğuruyor. Şu durumda ister iktidar isterse muhalefet kanadında olun fark etmek, bu problemlerin çoğalması değil minimuma indirilmesi için tansiyonu düşürmek gerekiyor. Adil olmak gerekiyor. İnsanların sesini kısmak değil tam aksi konuşabilecekleri imkanlar oluşturmak gerekiyor. Zaten sokak eylemlerinin dozunun yüksek olması da Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler konusunda bant daralmasına gidilmiş olmasından kaynaklanıyor.

Türkiye’nin demokrasi, hukuk ve insan hakları konusundaki problemleri iktidar ve muhalefet, muhalif kesimler arasındaki gerilimle ve İmamoğlu olayıyla sınırlı değil. Bir de Kürt meselesi var.

Şimdilerde kısmen sekteye uğramış olsa da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin başlattığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın desteklediği, meselenin muhatapları tarafından onaylanan ve desteklenen PKK’nın silah bırakma süreci, her ne kadar ülkede gerilim olsa da devam ediyor. Ülkede sevinebileceğimiz az şeyden biri de bu Nevruz’da gerilim izlemek yerine halayları izlemiş olmaktı. Hatta bu Nevruz’un en unutulmaz anı da engelli bir vatandaşın sattığı pamuk şekerleri satın alan polisimizin, o şekerleri Nevruz bayramı kutlayan Kürt çocuklarına vermesiydi. Hatta polisle oldukça mesafeli olan bazı kesimlerin bile polisi samimi bir sevgiyle takdir etmesiydi.

Ancak bu güzel tabloya bir itiraz geldi, gelecek cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olma ihtimali olan Mansur Yavaş, Kürt çocuklarının bayramda eline verilen iki şekerden rahatsız olmuştu ve kendilerinin “demokrasi adına” yaptığı eylemlere gazla müdahale edildiğini ancak Kürt çocuklarının bayram yapmasına müsaade edildiğini, bundan da rahatsız olduğunu belirtti. Evet, ertesi gün CHP Genel Başkanı Özel bu açıklamayla ilgili özür diledi ancak testi de kırılmıştı bir kere…

İmamoğlu’na yönelik sürece karşı olan Yavaş’ın da kullandığı ifade, mevcut protestoların sadece CHP’nin değil tüm Türkiye’nin meselesi olduğu… Yani bir anlamda “demokrasi, bireysel hak ve özgürlükler, eşit vatandaşlık” talepleri sadece bir kesim değil her kesim için gerekli…

Pazar günü İmamoğlu 15 milyon oy aldı… Aynı zamanda bu ülkenin 15 milyondan fazla da Kürt vatandaşı var. Bu ülkenin cumhurbaşkanı adayı olma ihtimali olan Yavaş, 15 milyondan fazla Kürt vatandaşını yok sayarak hatta çocuklara verilen şekerden rahatsız olarak mı ülkeye demokrasi getirecek? Bu mümkün mü? Şu durumda kendi ifadelerinizle “sizi engelleyen” iktidardan ne farkınız var?

Hayır. Bunun stratejik bir hata olduğunu düşünmüyorum. Çünkü strateji, teşbihte hata olmaz, köprüyü geçene kadar Kürtlere “hepimiz bu gemideyiz”, köprüyü geçtikten sonra “Kürtler dışarı” demek anlamına geliyor ve Kürtler bunu zaten çok uzun süre tecrübe ettiler.

Dolayısıyla ülkenin demokrasi, hürriyet ve benzeri sorunları yerleşik bir demokrasi kültürünün eksikliğinden kaynaklanıyorken, o demokrasi, demokrasi kültürünü içselleştirmemiş kesimlerin, ülkenin kapısında durup herkes içeri Kürtler dışarı demesiyle gerçekleşmeyecek. Ve yine dolayısıyla “ayrı devlet, ayrı bayrak istemiyoruz, biz Kürtler kendimizi Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında tanımlıyoruz” diyen Kürtler, demokrasiden nasiplenmedikçe de ülkede “hep birlikte” demokrasiden nasiplenemeyeceğiz.