Ortam belli;

Saraçhane, Maltepe Özgür Özel’in evi
Söylem, eylem ve boykot protesto bir nevi
İmamoğlu içerde savcıların çok savı
Siyaset sahnesinde oyun üstüne oyun

Biraz gevşemek isteyenlere yeşil sahalar ve siyaset sahnesinde dün/bugün turu attırmak istiyorum…

***

Ağız dalaşının popüler olduğu Politika Kasabasında burun dalaşı konuşuluyor! Örneği çok ama en çarpıcısı ve günceli, Jose Mourinho’nun Okan Buruk’un burnunu yaramaz bir çocuk gibi sıkması oldu. Bunu bir sıfat ile yaftalamak benim için zordur ama ‘burun’ denince akla gelenler, siyasilerin bu organ yüzünden çok eziyet gördüğünü anlatıyor!

İnanmayan Kemal Kılıçdaroğlu’na ya da Ahmet Türk’e sorsun. Başkaları da var; örneğin, merhum Süleyman Demirel ile merhum Mesut Yılmaz’ın burnu da şahittir ama artık yoklar…

Önerim: Herkes burnuna sahip çıksın!

***

Emniyet kemeri takmayı ‘tırsaklık’ sayan Kasaba ahalisinin Siyaset Bulvarında ceza yemesi ve bu sebeple Millet Bahçesinde kendi kendisinin üzerine yürümesi sıradandır!

Saloonda ve Siyaset Sahnesinde boy gösteren siyasiler ise birbirine ‘iltifatta’ sınır tanımaz…

İşte bir örnek:

Özel uçağını Çoban Sülü’ye tahsis ederek İktidar Havaalanına indirten…
Aynı uçak ile Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan alıp getirten…
Kamu bankalarına borçlu iken o bankalardan sorumlu bakan koltuğuna oturduğu için eleştirilen…

İş insanı Cavit Çağlar, tam 32 yıl önce, siyasetimizin Alman ekolünden Mesut Yılmaz’a ‘yavşak’ demişti! Sarf ettiği cümle tam olarak şuydu:

- Yavşaktır, beni konuşturmasın, onu sokağa çıkamaz hale getiririm!

Cavit Çağlar, ‘tatlı’ bir tehdit içeren bu cümlesiyle öngörüde bulunmuştu belki de. Çünkü Mesut Yılmaz, bu sözlerden üç yıl sonra Macaristan’ın Başkenti Budapeşte’de bir otel lobisinde burnunun kırılmasına neden olan yumruklu saldırıya uğramıştı.

‘Burun’ mevzusuna net bir örnek olan bu hadise tarih ve adliye koridorlarına gömülmüştü ama birine ‘yavşak’ demenin cezası da ikilinin mahkemelik olmasıyla netleşmişti.

Uyarıyorum: Birine ‘yavşak’ demeden önce iyi düşünün.

***

Politika Kasabasında nüfusun çoğunluğunu oluşturan ‘tavsaklar’a dönecek olursak, sorunlarla başa çıkmak yerine;

Siyaset Bulvarının voltacısı…
Millet Bahçesinin baltacısı…
Saloonun oltacısı…
Olmayı yeğler onlar. Zaman zaman ‘Tavsamayın’ başlıklı yazılar yazarak titremelerini ister ve kendilerine gelmelerini beklerim ama bunun pek tesiri olmaz! Çünkü tavsak halleri kendine yakıştıran bu grubun mensupları sofra görünce oturan, zoru görünce kaçan tayfadandır.

‘İşler kel, acele gel’ çığılığı atan imdatçılar…
‘…bez getir’ dedirten koku saçıcılar…
Temizlik için yardım çağıran feryatçılar…

Bunlar arasından çıkar!

Mahalle yanarken saç tarayanlar…
Parası olduğu halde vereceklerini vermeyip borç arayanlar…
Yüzüne yağanı silerken, ‘Ya Rab, çok şükür’ diyerek rüzgara doğru yürüyenler…

Bu zümrenin azasıdır.

***

Hülasa; sorunlardan kaçan tavsaklar, atın kıçındaki bit yavrusu gibi yaşayanlar ve diğerleri aynı kasabanın tek bulvarında ve tek bahçesindedir ama kimse kimsenin alanına girmez; taciz, tecavüz etmez. Yerler, içerler kendilerinden geçerler. Tırsaklığı emniyet kemeri takmaya indirgeyenler ise aç gezmeye devam eder…