Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Zor günler yaşandığını söyleyen Kılıçdaroğlu, Avrupa Şampiyonası'na katılmaya hak kazanan A Milli Futbol Takımı'nı tebrik etti. Irak ve Suriye tezkeresine değinen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Türkiye'ye yabancı asker postalının girmesini istemediklerini vurguladı. Kılıçdaroğlu, "Kendi ülkemizde mübarek topraklarda yabancı asker postalı istemiyoruz. Yabancı askerler Türkiye’de neye müdahale edecekler" ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
"Filistin halkının kendi topraklarına kavuşmasını istiyoruz"
İsrail-Filistin çatışması sürüyor, çocukların, kadınların, yaşlıların öldürülmesini hiçbir insan kabul edemez. Savaşın bir an önce sonlanması en büyük dileğimiz. İsrail, uyguladığı politikayla ilgili en büyük eleştirileri İsrailli aydınlardan aldı. Bu aslında, tüm dünyanın Filistin davasına verdiği desteğin de ifadesidir. Biz, Filistin halkının kendi topraklarına kavuşmasını, Mescid-i Aksa başta olmak üzere, bütün kutsal mekanlara saygı gösterilmesini, Filistin halkına yönelik insanlık dışı ablukanın kaldırılmasını ve akan kanların durdurulmasını istiyoruz. Biz CHP olarak, Orta Doğu barış ve işbirliği teşkilatı kurularak Orta Doğu'ya barış getirilmesini istiyoruz. Bu politika bizim politikamız ama hükumetin şu anda bunu uygulaması gerekiyor.
“CHP, kim hak ve adalet istiyorsa onların yanında olacak”
Amasra'da 43 madencinin hayatını kaybettiği maden kazasının üzerinden bir yıl geçti. Davaları takip ediyoruz. İnsanların hakları savunulmalı ve bu konuda verdiğimiz mücadeleyi topluma anlatmak zorundayız. Bir ailenin açtığı başka bir dava sonucu bilirkişi raporuna göre de Türkiye Taş Kömürü Kurumunun, kazanın meydana gelmesinde yüzde 100 kusurlu olduğu ifade edilmektedir. Diyeceksiniz ki 'yüzde 100 kusurluysa TTK Genel Müdürüne ne oldu?' Terfi etti. Bu davayı hepimiz yakından izliyoruz. CHP, kim hak ve adalet istiyorsa onların yanında olacak.
“Yüzde 50 cinsiyet kotasını ve fermuar sistemini getireceğim”
(Slogan üzerine) Kadınlar; hiç endişe etmeyin. Yalnız erkekleri ikna etmekten de çekinmeyin. Yüzde 50 cinsiyet kotasını ve fermuar sistemini getireceğim. Çünkü CHP büyük tarihsel dönüşümlerin her zaman öncüsü olmuştur. Burada da öncüsü olmayı sürdüreceğiz.
“Terörle mücadele için ne gerekiyorsa yapmaya hazırız”
Türk askerinin, Irak ve Suriye'deki görev süresinin uzatılmasını öngören tezkere, bugün Meclis'te görüşülecek. Hem CHP olarak, hem de doğrudan doğruya terör örgütünün saldırısına uğrayan bir kişi olarak teröre her zaman karşı çıktık. Terör insanlık suçudur ve terörle mücadele kaçınılmazdır. Terörle mücadele için ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. Tezkerede şunlar yazıyor; 'Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi'. Eyvallah. Hiç itirazımız yok. Terör varsa, Türkiye'yi tehdit ediyorsa, TSK, yani güvenlik güçlerimiz gider, müdahale ederler.
“Yabancı askerler, Türkiye'de neye müdahale edecekler”
Uluslararası hukuk da buna izin verir. Ama cümle şöyle bitiyor 'Ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması'. Aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı bir silahlı kuvvet Türkiye'ye gelecek ve burada belli olaylara müdahale edecek. 'Buna izin verin' diyorlar. Cumhuriyet'i kuran bir parti, kökleri Kuvayımilliye'de olan bir parti, nasıl olur da yabancı askerlerin Türkiye'ye gelmesine izin verir? Akıl tutulması gibi bir şey. Ben, biz, kadınıyla, erkeğiyle, vatanseveriyle, bayrağını sevenle kendi ülkemizin mübarek topraklarında yabancı asker postalı istemiyoruz. Kendi topraklarına yabancı askerleri davet edip terörle mücadele ayağı altında burada onların bazı müdahalelerde bulunmalarına izin vermek, açık ve net olarak vatana ihanettir. Yabancı askerler, Türkiye'de neye müdahale edecekler?
“Ülkemde yabancı asker postalı istemiyorum”
(MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ‘Türkiye'ye gayrimeşru yabancı postalların ayak basması diye bir şey yoktur’ sözleri) Bizleri kandıracaklarını sanıyorlar. Ben meşru yabancı postal da istemiyorum. Ben kendi ülkemde yabancı asker postalı istemiyorum, terörle mücadele konusunda. Meşru ne demek? Ben el kaldıracağım, yabancı askerler istemeyeceğim, böylece meşruiyet kazanmış olacak. İstemiyoruz, yabancı asker istemiyoruz. Terörle mücadele edeceksek gideriz. Teröristler bana saldırdı, bir askerimiz şehit oldu. Size saldırmadı. Siz, çocuklarınızı parayla pulla askere gönderdiniz, ben evladımı parasız pulsuz askere gönderdim.
“Yabancı asker buraya geldiğinde onları kovacağız”
Kardeşim, sen papazı teslim ettin. Biz sana nasıl güvenelim? Çıktın milletin önüne, 'Bu can bu bedende kaldıkça asla bu teröristi, papazı alamazsın' dedin. Güzel. Peki Trump ne dedi? 'Beni kızdırma, senin malvarlığını araştırırım, dünyaya da duyururum' dedi. Sonra papazı götürdün tıpış tıpış teslim ettin. Ben şimdi sana mı güveneceğim? Cemal Kaşıkçı cinayeti. Toplum unutabilir ama bizim hafızamız unutmaz. Konsoloslukta Cemal Kaşıkçı öldürüldü. Dava açıldı, sonra bir tehdit geldi, davayı Suudi Arabistan'a götürdüler teslim ettiler. Ben şimdi sana mı güveneceğim? Dolayısıyla yabancı asker buraya geldiğinde, sen davet ettiğinde, Kemal Kılıçdaroğlu ve bütün CHP'liler olarak yabancı askerler önünde duracağız ve onları kovacağız. Hiç tereddüdümüz yok. Beraber gideceğiz, beraber mücadele edeceğiz ve bunları göndereceğiz. Yok öyle bir şey. Bu ülke, Milli Kurtuluş Savaşı'nı veren bir ülkedir. Ben, Milli Kurtuluş Savaşı'nın tarihine ihanet ettirmeyeceğim.
“Mafya, siyaset ve adalet iç içe geçerse devlette çürüme başlar”
Adaleti eğer saraydan bekleyip sarayın talimatı ile yerine getirirseniz, adalet, adalet olmaktan çıkar. Eğer yargıç hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre değil de birilerinin telkiniyle karar veriyorsa, cebini doldurduğu için yani rüşvet aldığı için karar veriyorsa o zaman yargıda ciddi sorunlarımız var demektir. Yargının çürümesi, devletin çürümesi demektir. Devlette çürüme sözcüğünü ilk telaffuz edenlerin de CHP'liler olduğunu hiç kimse unutmasın çünkü çürümeyi bizzat görüyoruz ve yaşıyoruz. Bir haksızlıkla karşılaştığımızda nereye başvururuz, elbette gider bir avukat tutarız ve dolayısıyla hakkımızı ararız. Nerede? Mahkeme salonunda. Ama yargıç yani mahkeme yani adalet dağıtanlar adaletsizlik dağıtıyorsa ne olur? Adaletsizlik dağıtıyorsa, tercihini güçten yana yapıyorsa, telkinle karar veriyorsa, 'ileride terfi ederim, bu çok önemli bir adamdır.' diye siyasi nüfuzunu birisi kullandığı zaman onun emrindeymiş gibi davranıp karar veriyorsa, orada adalet ölüyor demektir.
Bir hakim kendi isteklerine uyuyorsa, cebini dolduruyorlarsa o hakim mahkemeden mahkemeye değişiyor. Yeter ki onlar bir an önce dışarıya çıksın. Mafya, siyaset ve adalet iç içe geçerse devlette çürüme başlar ve adalet dediğiniz kavram büyük ama büyük yaralar alır. Şimdi yeni bir rapor çıktı, Uluslararası Organize Suç İnisiyatifinin Küresel Organize Suç Endeksi 2023 Raporu. Rapordan bir bölüm okuyorum, 'Türkiye'de faaliyet gösteren ve geleneksel mafya sistemini model alan önemli sayıda mafya tarzı grup bulunmaktadır. Ülkede varlıklarını sürdüren bu grupların, hükümetle ve diğer siyasilerle yakın ilişkiler geliştirdikleri ve bu sayede kolluk kuvvetleri ve yargı karşısında koruma sağladıkları bildirilmektedir.' Yani Türkçesi, bunlar gidiyorlar hakimi de satın alıyorlar, güvenlik güçlerini de satın alıyorlar, paraları veriyorlar ve rahatlıkla at koşturuyorlar. Kim söylüyor? Raporda gayet açık, gayet net ifade ediliyor.
Herkes elini vicdanına koysun ve düşünsün. Bu ülkede mafya liderleri serbest bırakıldı mı? Bırakıldı. İsim isim sayabiliriz. Hatta geçenlerde bir tweet attım, ismini de verdim. Adalet Bakanı onu savunmaya kalktı. Akıl alacak şey değil. Ama arkadan devam eden tweetler gelince sesini kesti çünkü biz haklıyız.
"Yargının yıpranmasını istemiyoruz"
Yargının yıpranmasını istemiyoruz. Adaletin yıpranmasını istemiyoruz. Hakimlerin saygın kimlikleriyle mahkeme koltuğuna oturmasını istiyoruz. Devlete güç veren en önemli değer adalettir. Adalet, mülkün yani devletin temelidir. Bu temellerin cidden ve büyük ölçüde sarsıldığını hep birlikte görüyoruz. Çürüme, yargıda başladıysa Fatih Sultan Mehmet'in dediği gibi, 'kadıyı satın aldığın gün adalet ölür, adaletin öldüğü gün de devlet ölür.' Türkiye'de geldiğimiz nokta budur. Ama bütün bunlara rağmen, bütün bu olumsuzluklara rağmen kararlı, azimli, haktan, hukuktan ve adaletten yana yürüyeceğiz ve asla yolumuzdan sapmayacağız. Kararlı, azimli yürüyeceğiz ve Türkiye'ye gerçek anlamda adalet gelinceye kadar mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Beşli çetelerden de yargıdaki çetelerden de hesap soracağız.”