Ziyaret sonrası kameraların karşısına geçen Dervişoğlu, “Bayram günleri küçükler büyükleri ziyarete giderlerdi ama öyle bir durumla karşı karşıyayız ki; şimdi aile büyükleri evlatlarını cezaevinde ziyaret etmek mecburiyetinde bırakıldı. Bu, bayramında ne kadar hüzünlü geçtiğinin de izahı olarak değerlendirilebilir. Anne ve babalar çocuklarını, dedeler torunlarını cezaevinde ziyaret etmek mecburiyetinde bırakıldılar. Genç kardeşlerimizin de bir kısmı gözaltında bir kısmı tutuklu. Partimizde oluşturduğumuz bir hukuk kuruluyla onların dava süreçlerini takip ediyoruz” dedi.
“Bunlar otokrasinin doğal sonuçları”
Dervişoğlu, “Türkiye'nin bir vilayetinden başka bir vilayetine İmralı'daki cani başının yaş gününü kutlamak üzere yol kateden insanlara, devletin, askerinin, polisinin refakat ettiği bir dönemde ellerinde Türk bayrağı olan gençlerimizin hukuku uygun olmayan bir biçimde gözaltına alınmaları ve bayram tatilinde zulme tabi tutulmaları kabul edilebilir değildir. Ama bunlar otokrasinin doğal sonuçlarıdır” değerlendirmesini yaptı.
“Cumhurbaşkanı adayı olmasaydı ne Silivri’de olurdu ne de diploması iptal edilirdi”
Ekrem İmamoğlu için “Siyasi gerekçelerle planlanmış operasyonların kurbanı olarak içeride yatıyor” diyen Dervişoğlu, “Cumhurbaşkanı adayı olmasaydı ne Silivri’de tutuklu olurdu ne de diplomasını iptal edecek aymazlık yaşanırdı. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ da vermiş olduğu siyasi mücadele çerçevesinde Silivri’de rehin alınmış durumdadır. Dolayısıyla onların hak ve hukukunun takipçisi olacağız.” şeklinde konuştu.
Bastille hapishanesi baskınını hatırlattı
Fransız İhtilali döneminde yaşanan Bastille hapishanesi baskınını hatırlatan Dervişoğlu, “Bu hapishane mutlak monarşinin en belirgin sembolüdür. Bu baskında 7 tutuklu kurtarılmıştır ama işgal ve baskın, hukuk ve demokrasi tarihine monarşinin yıkılışının öncüsü olarak geçmiştir. Dolayısıyla bugün Silivri’de inşa edilmiş düzeni Bastille Hapishanesi’ne benzetiyorum. Bastille Hapishanesi o dönemlerde nasıl monarşinin sembolü ise Silivri de bugün tek adamlığın ve otokrasinin sembolü haline dönüşmüştür. Demokrasiye, hukuka, adalete inanan insanların bunu kabul etmesi mümkün değildir. Her otokrasi ve tek adamlığın mutlaka bir sonu olacaktır” dedi.
“Otokrasiyi ve tek adamlığı temsil eden yapılar yıkılacak”
İnsanların sadece haksızlıklara ve hukuksuzluklara isyan etmediğini, inşa edilmek istenen düzene karşı da yollara düştüğünü kaydeden Dervişoğlu, Haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin; toplumun her kesiminde protesto edildiği, toplumun her kesimince de insanların vaziyet aldığı bir sürece dönüştürdüğü aşikar. Demokrasinin, hukukun içinde kalarak, anayasanın vatandaşa tanıdığı her türlü hak ve hukukun kullanımına dayalı olarak mücadelemizi sürdüreceğiz. Açık ve net olarak söylüyorum; Bastille Hapishanesi nasıl monarşiyi temsil ediyor ve yıkıldıysa adınız gibi emin olabilirsiniz ki; otokrasiyi ve tek adamlığı temsil eden bu yapılar da yıkılacaktır.” şeklinde konuştu.
Dervişoğlu, şöyle devam etti:
“Milletimiz güçlü olsun. Hak, hukuk ve adalet duygusunu hiçbir zaman kaybetmesin.
Adaletin düşünceden eyleme dönüşeceği, fiile geçeceği dönemler yakındır. Bütün bunların inşası için hak ve hukukun gasp edildiğine inanmış insanların birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi de insani ve vicdani bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun icaplarını gerek şahsen ben, gerekse partim sonuna kadar yerine getirecek. Adaletsizliğe, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı direnmeyi sürdüreceğiz.”
2 Nisan boykotu
Açıklamaları ardından gazetelerin sorularını yanıtlayan Dervişoğlu’na, 2 Nisan’daki boykot süreci hatırlatıldı
“Alışveriş yapmak ya da yapmamak anayasal haktır” diyen Dervişoğlu, “İnsanlar mal alma ya da almama hürriyetini pak tabidir ki kullanacaktır. Ama hükümet buradan kendisine bir mesaj çıkarıyorsa, vatandaşın verdiği mesajı almış oldukları kanaati bizde hakim” dedi.
Boykota destek olan oyuncular hakkındaki gelişmeler sorulan Dervişoğlu, “Söylediğim gibi bunlar tek adamlığın ve otokrasinin doğal bir sonucu gibi insanlara yutturulmaya çalışılıyor. Oysa bu tür hak gaspları, tarihte hak gasplarını yapanlar açısından kara leke olarak anılacaktır. ‘Bir günlük tutukluluktan ya da gözaltından ne olur’ diye kimse düşünmesin. Çünkü bir günlük haksız tutukluluk bir yıla bedeldir. Dolayısıyla kimsenin siyasi ikbali uğruna başkalarının hak ve hürriyetlerini çiğnemeye hakkı yoktur” şeklinde konuştu.