14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinin ardından kurulan 68. Türkiye hükümeti 3 Haziran 2023’te resmen göreve başladı. AKP hükümetinin kurulmasının üstünden 100 gün geçti. Bu süreçte iktidar, iktisadi anlamda birçok politikayı yürürlüğe koydu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) politika faizini yüzde 25’e yükseltti. Kur Korumalı Mevduat (KKM) konusunda birçok yeni karar alındı. 2024-2026 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP), 6 Eylül’de yayınlandı. OVP’ye göre yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 65’e çıkarıldı.
Eski Ziraat Bankası Genel Müdür Yardımcısı ve Başkent Üniversitesi Uluslararası Finans ve Bankacılık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şenol Babuşcu, KKM’de yaşanan son gelişmeleri, hükümetin OVP politikasını ve 100 günlük ekonomi performansını ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Babuşcu, şöyle konuştu:
“KKM el bombasından atom bombasına dönüşmüş vaziyette, AKP hükümetinin kucağında”
“KKM, 2021 yılı sonunda AKP hükümetinin bir kurtarıcı olarak gördüğü ürün olarak ortaya çıktı. Aslında kurtarıcı olmaktan çok ciddi tehlike arz eden bir ürün. Fakat bunu o dönemde farkına varmadılar. İki yıl geçtikten sonra farkına vardılar. Zaten geçtiğimiz iki yıllık dönemde pek çok hata yapılmasına rağmen bu hatalar görülmedi, şu an görmeye başladılar. İki yıl boyunca bizler yani ekonomistler, akademisyenler, vatandaşlar ikaz ettiler, itiraz ettiler. AKP hükümeti bunu görmedi. KKM de bunlardan bir tanesi. Başlangıçta kurtarıcı olarak sarılındı ve iki yıllık süreç sonunda gördü ki bir atom bombası oluştu. El bombasından atom bombasına dönüşmüş vaziyette, AKP hükümetinin kucağında. Bu sorunu çözmek için yöntemler arıyorlar. Neler, nasıl olabilir? Sorunu çözmek kolay değil.
KKM konusunda çok planlı ve disiplinli hareket etmek lazım. Eğer disiplinli ve planlı hareket edilmez, bir patlama gerçekleşirse kriz içerisinde yeni bir kriz yaşarız. Bu da Türkiye ekonomisi açısından en az 5 yıllık bir kayıp demektir. 5 yıl kaybetmemek için çok dikkatli tasfiyesi gerçekleştirilmesi gereken bir ürün. Bunu başlangıçta kabul etmedi ama son 3 aydır KKM ile ilgili endişeler ciddi boyutta artınca 15 gün önce, hükümet yavaş yavaş tasfiye konusunda adımlar atmaya başladı. Son 1 aydır attığı adımlar genel olarak bankacıların KKM müşterilerini ikna edip TL’ye dönmesini sağlamak. Yani devlet, düşük faizli, uzun vadeli devlet tahvili alma zorunluluğu getirdi. İşi aslında taşerona yıkmış oldu. Bankalara, bankacılara yıkmış oldu. Bankalara ve bankacılara KKM’yi tasfiye etme konusunda görev verdi. Fakat son iki üç haftadır bu gelişmeler gösteriyor ki bankalar ve bankacıların iknasıyla olacak bir konu değil. O nedenle genel olarak baktığımızda KKM sorununun çözümü için başka uygulamalar da yapılması gerekiyor. Şu an uygulamalara yönelik çalışmalar yapılıyor sadece. Açıklanmış herhangi bir şey yok. Peki nasıl çözümlenebilir?
Birincisi; KKM’yi tasfiyeye giriyorsanız Merkez Bankası döviz rezervlerinin negatiften pozitife geçirmek ve rezerv biriktirmek lazım. İkincisi ise bu rezervlerin KKM’yi karşılayacak miktarda olması lazım. Yani 130 milyar dolar. 130 milyar dolar olmasa bile en az yarısı dövizde kalacağı için 65-70 milyar dolarlık bir döviz rezervinin olması gerekiyor. Son 15 gündür bankacılar, tasfiye için çaba gösteriyorlar. Fakat bankacılardan edindiğim bilgiler şu. KKM müşterilerinin yüzde 80’i dövizde kalmaya devam ediyor. Bankacılar vade doldukça iknaya çalışsa da yüzde 80’i dövizi tercih ediyor. Yüzde 20’si ise TL’ye dönme konusunda ikna oluyor, TL’ye dönüyor. Ama rakama baktığımızda 130 milyar doların yüzde 80’i dövizde kaldığı takdirde 100 milyar dolarlık döviz ihtiyacı var. Demek ki hükümet hızlı tasfiye etmeye kalktığında 100 milyar dolarlık bir döviz yükümlülüğüyle karşı karşıya kalacak. Onu için acele edip bu atom bombasının patlamaması gerekiyor. Çok dikkatli, planlı, programlı, peyderpey, kısa bir sürede değil de zamana yayarak bir tasfiye gerekiyor. Bunu, son 2-3 haftalık gelişmelerden Mehmet Şimşek ve hükümet anlamış vaziyette. O doğrultuda hareket edeceklerini düşünüyorum.
“Merkez Bankası peki neden tasfiyeye girişti? Yanlış yaptığını fark etti”
KKM’ye baktığımızda bugünkü rakam itibarıyla 130 milyar dolar. 130 milyar dolarlık bir ürünü tasfiye edebilmeniz için Merkez Bankası rezervlerinin çok güçlü olması lazım. Şu an baktığımızda rezervler eksi. Rezervlerin önce artıya geçmesi lazım ve bu 130 milyar doların döviz olarak istenen bölümünü karşılaması lazım. Gelişmeler gösteriyor ki şu an vatandaşın döviz olarak istediği bölüm yüzde 80. Yani vatandaşların yüzde 80’i döviz istiyorlar. 130 milyar doların yüzde 80’i 100 milyar dolar civarında bir rakam yapıyor. Rezervlerin 100 milyon dolara yakın bir rakama 80-90 bin milyar dolara ulaşması gerekir. Başka türlü tasfiye zor görünüyor. Merkez Bankası peki neden tasfiyeye girişti? Yanlış yaptığını fark etti mi diye baktığımızda yanlış yaptığını fark etti. Onun için artık tasfiye etmek istiyor bu ürünü. İleride bekletirse daha büyük sıkıntılar yaratacağını düşünüyor. Çünkü 130 milyar dolar yarın 200-230 milyar dolar olacak. Tasfiye gittikçe daha da zorlaşacak. O nedenle; ‘zararın neresinden dönersen kârdır’ mantığıyla bir an öne bunun tasfiye edilmesinde yarar var. Buna ilişkin adımların atılması gerekiyor.
“Türkiye’nin KKM’den kurtulma süreci en erken 2024’ün ikinci yarısı”
Türkiye’nin KKM’den kurtulma süreci en erken 2024’ün ikinci yarısı. Zaten çok da acele etmemek lazım. Acele edilirse sıkıntılar doğabilir. Bence zamana yaymakta fayda var. Tamamen temizlenmiş hali 2024’ün sonunu bulabilir. Ama 2024’ün ikinci yarısında, hazirandan sonra, kalan bakiye çok düşük olacaktır.
“Altı ayı bir şekilde geçiştirici tedbirlerle yürütüp nisan 2024’ten sonra çok ciddi bir acı reçeteyle karşımıza gelecek”
Hükümetin 100 günlük ekonomi politikası, icraattan çok sözlü olarak geçti. Birtakım uygulamalar yürürlüğe kondu ama henüz daha sonuçlarını almak zaman alacak. Bence hükümet bilerek yapıyor. Nisan 2024’e kadar yumuşak bir geçiş planlıyor. Onun için önümüzdeki hafta hükümet programı net olduğunda veya hükümetin enflasyonu önleme, diğer ekonomik sorunları çözme konusunda ciddi adımlar atmasını beklemiyorum. Bu altı ayı bir şekilde geçiştirici tedbirlerle yürütüp Nisan 2024’ten sonra çok ciddi bir acı reçeteyle karşımıza gelecek. Hükümet de bunu bekliyor. Vatandaşın da buna hazırlıklı olması lazım.
Şu an 100 günde yapılan ciddi bir şey yok ortada. Ekonomiyi düzeltmek için atılmış adımlar olsa dahi henüz sonuçlarının görülmesi uzun zaman alacak. Zaten OVP’de bahsettiler. Tek haneli enflasyona 2026 yılında ulaşılacağı da bunun göstergesi ki ben OVP’de yazanların birçoğunun gerçekleşebileceğini düşünmüyorum. OVP, tutarlılığı olmayan hedefler ve soyut tedbirler bütünü. Hükümet, 1 ay sonra aldığı kararları değiştirirken 3 yıl vadeli koyduğu oradaki hedefleri gerçekleştirmesi mümkün değil. 26 Temmuz’da Merkez Bankası yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 58 olarak açıkladı. Tam 40 gün sonra, 6 Eylül’de hükümet OVP’de enflasyon tahminini yüzde 65 olarak açıkladı. 26 Temmuz- 6 Eylül arasında tam 40 gün geçmişti. 40 günde ne değişti de enflasyon tahmini 58’den 65’e çıktı? 40 gün sonrasını göremeyen hükümet, 3 yıl vadeli ekonomik programdaki hedeflerinin tutmasını nasıl bekleyebilir? Ben nasıl inanabilirim 3 yıllık programdaki hedeflerin tutacağına? 40 gün sonra enflasyon tahminini değiştiren bir hükümet ve Merkez Bankası’nın gelecekteki 3 yıllık tahminlerine nasıl güvenebilirim?"