Yaklaşık 11.000 yıl önce tarımın ortaya çıkışıyla birlikte, “tohum” insan için yalnızca günü kurtaran bir besin kaynağı değil, uzun vadeli planlar yapmayı gerektiren sürdürülebilir besinin temel kavramı olmuştur. Dönemin insanlarının buğday ile yapmaya başladığı işler, bugünün insanının yaşamına da etki etmiştir. At tohumları son zamanlarda sağlıklı yaşam açısından da sıkça tercih edilmeye başlandı. Günümüzde tarımda kullanılan tohumların İsrail'den geldiği iddiaları ve GDO'lu olduğu tartışmaları üzerine neden ata tohumuyla üretim artmıyor? Sorusu merak ediliyor.
Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) Başkanı Yıldıray Gençer, iftar öncesi basın mensuplarıyla bir araya geldi. Gençer, tohumculuk sektöründeki son gelişmeleri ve ata tohumu ile ilgili merak edilen soruları cevapladı.
“Tohumculuk sektörünün gelişimindeki en önemli parametrelerden biri sertifikalı tohumluk üretimi ve kullanımındaki artıştır” Diyen Gençer, “Türkiye’de 2000 yılında 145 bin ton olan sertifikalı tohum üretimi 2023 yılında ise 1 milyon 300 bin ton olmuştur. 2005 yılından itibaren sertifikalı tohumluk kullanan çiftçilerimiz, 2008 yılından itibaren de sertifikalı tohumluk üreticilerimiz desteklenmektedir. Bu desteklemelerin artırılarak devam etmesi tohumculuk sektörünün gelişimine ve buna bağlı olarak bitkisel üretimin artışına fayda sağlayacaktır. Biz sadece kendi tohumumuzu üretmekle kalmıyoruz aynı zamanda 100’ün üzerinde ülkeye tohum ihraç ediyoruz” dedi.
“Ülkemiz tohumculuk sektörü için ‘dışa bağımlılık’ gibi bir durum söz konusu bile değil”
Tohum ihracat ve ithalat rakamlarını paylaşan Gençer, “İhracatta kolaylık sağlayacak gerekli yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi için yoğun gayret gösteriyoruz” diyerek son rakamları paylaştı:
“2022 yılında 169,6 Milyon dolar ithalata karşın, 232,7 Milyon dolar ihracat yaptık. 2023 yılında ise 249,6 Milyon dolar ithalatın karşısında ise 326,8 Milyon dolar ihracat gerçekleştirdik. Ülkemiz tohumculuk sektörü için ‘dışa, ithalata, ya da bazı ülkelere bağımlılık’ gibi bir durum söz konusu bile değil. Ülkemizin yaş meyve-sebze ihracatı sürekli artmaktadır. Bu artışta kaliteli tohumlukların ve çoğaltım materyallerinin kullanılmasının payı çok büyüktür.”
“Sadece ata tohumlarını kullanırsak insanlığı açlığa sürükleriz”
Ata tohumuyla ilgili tartışmaların tamamen popülist söylemler olduğunu vurgulayan Gençer, konuşmasına şu şekilde devam etti:
“Tohumculuk sektörü yerel çeşitlere karşı değildir. Yani biz mevcut yerel çeşitlerle ihtiyaçlarımızı belli bir noktaya kadar karşılayabiliriz. Ama belli bölgelerde yerel olarak belli miktarları üretebiliriz, temin edebiliriz. Ülkemizdeki bütün üretimi, hibritleri, her şeyi bir kenara koyup sadece ata tohumlarıyla üretim yaparsak tüm insanlığı, Türkiye'deki ihtiyacımızı ya da ihracat için gerekli olan ürünleri de buradan temin edelim dediğiniz zaman biz aç kalırız arkadaşlar. Çünkü yerel çeşitler o bölgenin coğrafyasına bağlı olan belli tat, aroma ya da belli konulardaki şekil veya sertlik konularında özellikleri olan çeşitlerdir. Hatta belli bir yerel çeşidi, Erzurum’un yerel çeşidini getirip siz İzmir'de ekmek isterseniz olumlu netice alamazsınız.
Şimdi ata tohumları bir şekilde genetik kaynak olarak kullanılır. Ata tohumların çoğu verim konusunda çok zayıftır. Dekarda iki tonun üzerine çıkamazsınız. Bu ne demek oluyor biliyor musunuz? Piyasa fiyatının üzerine domates satılmasına neden olur. Bir başka konuda çabuk bozulması. Ankara'dan İstanbul'a gidene kadar çürüyordu. Dolayısıyla sadece bazı arkadaşlarımız popülist söylemde bulunuyor ata tohumunu savunuyor. Yani siyaseti bile ata tohumunun içine koydular.”
“Türkiye’de GDO’lu tohum üretilmesi, GDO’lu tohum ithal edilmesi mümkün değildir”
Türkiye genelinde 400 yerel çeşidi gen bankalarına kazandırdıklarını belirten Gençer, GDO’lu tohum üretimiyle ilgili tartışmalara 2010 yılında yürürlüğe giren 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu üzerinden cevap verdi.
“Ülkemizde 2010 yılında yürürlüğe giren 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu ile GDO'lu ürünlerin ithalatı ve Türkiye'de üretimi yasaklanmıştır. Yasağa uymayanlara 12 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.
Sadece hayvan yemi olarak kullanılması için bazı ürünlerin (mısır ve soya) izin verilen genleri taşımaları kaydıyla Biyogüvenlik Kurulu kararı ile ithalatı yapılmaktadır. Türkiye’de GDO’lu tohum üretilmesi, GDO’lu tohum ithal edilmesi mümkün değildir. Bir de hiçbir ilgisi olmadığı halde GDO ile karıştırılan hibrit teknolojisi var. Hibrit tohumlar GDO’lu sanılıyor. Hibrit doğada kendiliğinden de olabilen bildiğiniz melezlemedir. Aynı konu bağlamında kelime anlamı da ilgi çektiği için gündeme gelen ‘hibrit tohumlar kısırdır, insanlarda da kısırlık yapar’ efsanesi de var. Böyle bir iddiada tamamen yanlıştır.”