Özel Haber Sümeyye Aksu
Artan sıcaklıklarla birlikte kene ve sivrisinek vakalarında artışlar görülmeye başladı. Özellikle Kurban Bayramı sonrasında vakalarda gözle görülür artış gözlenirken, belirtilerden dolayı vatandaşlar hastaneler akın etti. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da Asya Kaplanı sivrisineği ısırığından sonra oluşan hastalıklarda ve Kırım Kongo kanamalı Ateşi vakalarına artış yaşandığını dikkati çekerek vatandaşlara uyarılarda bulundu. Kene yapışması durumunda ne yapılması gerekiyor? Hangi durumlarda sağlık kuruluşlarına başvurulmalı? Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nin belirtileri neler? ve Sivrisinek ısırıkları ne tür hastalıklara yol açıyor? Türkiye’de hangi bölgelerde görülüyor? Sivrisinek ısırığına karşı nasıl tedbirler alınması gerekiyor? Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, Elips Haber’e anlattı.
“Zoonotik hastalıklar insan sağlığını etkilemektedir”
Prof. Dr. Arslan, dünyada yaşanan olumsuz iklim değişikliklerine bağlı olaylarının insanları ve aynı şekilde hayvanları da etkilediğini dikkati çekti. Özellikle zoonotik hastalıklar nedeniyle insan sağlığını etkilediğini belirten Aslan,“Dere yataklarına ev ve işyerleri yapmaya, sulak alanlar etrafına sanayi bölgeleri yapmaya devam edersek, ormanları maden sahaları ile yollar ile parçalamaya devam edersek, alışkın olmadığımız türlerle ve taşıdıkları hastalıklarla karşılaşmamız her zaman için mümkündür” dedi.
“Değişik türlerin göçüne neden olmaktadır”
“Bu değişiklikler, birçok canlının yaşama, beslenme ve üreme süreçlerini değiştirerek değişik türlerin göçüne de neden olmaktadır” ifadelerini kullanan Arslan sözlerini şöyle sürdürdü;
“Ülkemizde daha önceki yıllarda görmediğimiz sivrisinekleri görüyoruz, tabii doğal olarak onların taşıdığı hastalıklar da ülkemizde görülmeye başlamıştır. Sivrisineklerin taşıyıcılığı sonucu ortaya çıkan hastalıklar arasında olan Batı Nil Virüsü özellikle göçmen kuşların göç yolları üzerinde bulunan ülkelerde sık görülmektedir. Hastalık mevsimsel özellik gösterdiğinden çoğunlukla yaz boyunca ve sonbaharın ilk dönemlerinde ortaya çıkmaktadır. Ülkemizin de bu kuşakta yer alması, üstelik havaların hala mevsim normallerinin üzerinde sıcak seyretmesi nedeniyle sivrisineklerin de hastalık bulaştırma riski devam etmektedir. Özellikle Batı Nil Virüsü belli bir türe özgü değildir. Sıtma paraziti belirgin bir türle bulaşırken Batı Nil Virüsü 20 farklı türle bulaşabilmektedir”
“Sivrisinekler bulaşıcı hastalıkların yüzde 17’sini oluşturmaktadır”
Sivrisineklerin bu hastalığı göçmen kuşlar yoluyla aldıklarını kaydeden Arslan, “Virüs sivrisineklerin tükürük bezlerine yerleştikten sonra insanlara ve atlara sivrisineğin sokması sonucu bulaşmaktadır. Sivrisinekler, dünya çapında yılda 700.000’den fazla ölüme neden olurken tüm bulaşıcı hastalıkların yüzde 17’sini oluşturmaktadır. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC), giderek ısınan Avrupa’da ciddi hastalıklara yol açabilen Aedes (Asya kaplanı sivrisineği) türü sivrisineklerinin yayılmaya devam ettiği uyarısında bulunmuştu” diye konuştu.
“Sivrisinek popülasyonu çok geniş ve hızlı çoğalmaktadır”
İstanbul’da yayılım gösteren istilacı Asya kaplan sivrisineğinin tropik kökenli olduğunu söyleyen Arslan, “Aynı zamanda sarıhumma sineği Afrika’dan Kuzey Amerika’ya, oradan Avrupa ve Türkiye’ye geldiğinin bilindiği, şu anda Rusya'nın kuzeyinde, Türkiye’de ve Gürcistan’da görülmüştür. Sivrisinek popülasyonu çok geniş ve hızlı çoğalmaktadır. Sivrisineklerle bulaşan hastalıklar açısından kırılgan hale geldiğimizi söyleyebiliriz. İklim değişikliğinin yanı sıra, küresel hareketlilik özellikle seyahatler hastalıkların bir bölgeden, başka bir yere taşınmasına yol açabilmektedir” ifadelerini kullandı.
“Sıcaklıkların yükselmesi sivrisinekler üzerinde etkileri var”
“İklim değişikliği ve ortalama sıcaklıkların yükselmesinin sivrisinek türleri üzerine etkileri bulunmaktadır ve bazı hastalıklar, belli sivrisinek türleri üzerinden insanlara nakledilebilmektedir” diyen Arslan sözlerine şöyle devam etti;
“Yapılan çalışmalar Batı Nil Virüsü ile enfekte olan kişilerin yaklaşık yüzde 80’inin hafif ateşle seyrederek iyileştiğini gösterirken geriye kalan yüzde 20’sinde sinir sistemi tutulumu (menenjit, ansefalit veya felç) geliştiği bilinmektedir. Batı Nil Virüsünde 3-20 gün arasında değişen kısa bir kuluçka süresi vardır. Belirtiler de çok ani gelişmektedir. 39 derecenin üzerine çıkan şiddetli ateş, beraberinde baş ağrısı, tüm vücutta kırıklık ve halsizlik, daha sonra da bilinç bulanıklıkları hastalığın belirtileridir. Güneydoğu Asya kökenli Asya Kaplan Sivrisineği, ısırdığı yerde yaraya dönüşen, alerjik reaksiyonlar ortaya çıkarmaktadır. Sinek, Dang Ateşi, Batı Nil, Sarı Humma, Zika ve Chikungunya virüslerini bulaştıran bir tür olarak bilinmektedir. Hastalar, ateş ve şuur bulanıklığı gibi belirtileri gözlemlediği zaman mutlaka hekime başvurmalıdır”
“İlaçlama süreci ekim ayına kadar sürdürülür”
Sivrisinekle mücadelede tamamen bilimsel tabanlı, sürdürülebilir tekniklerin uygulanması gerektiğini dikkati çeken Arslan,”Kovid de olduğu gibi sivrisinekle mücadelede de tek sağlık yaklaşımı ön olana çıkartılmalı, insan, hayvan ve çevre sağlığı birlikte ele alınıp, sağlık sorunlarını bir bütün içinde çözmeye çalışmak en doğru yaklaşım olacaktır. Her yıl ortalama olarak mart ayına denk gelen larva döneminde kullanılan ilacın özelliğine göre 17-18 günde bir uygulanmak kaydıyla başlayan ilaçlama süreci ekim ayına kadar sürdürülür. Bu etkin mücadele yöntemiyle sivrisineklerin larvadan erişkin hale geçmesi önlenmektedir” değerlendirmesinde bulundu.
“Erken müdahale ile kontrol altına almak mümkün”
“Sivrisinek türü 40 bin kaynaktan oluşabilmektedir” diyen Arslan sözlerini şöyle sürdürdü;
“Bu rakam biraz korkutucu gelse de erken mücadele ile kontrol altına almak mümkündür. Mesela sokak aralarındaki su birikintileri, çiçek suladıktan sonra saksının altında kalan su, evcil hayvanımız varsa onun su kabı da dahil olmak üzere birçok faktörü içinde barındırmaktadır. Bu nedenle, hayvanın, çevrenin ve insanın sağlığının birbirinden ayrılmaması şeklinde tanımlayabileceğimiz Tek Sağlık Kavramı, aslında bütüncül bir yaşamı, bütüncül bakış açısını temsil etmektedir. Bu nedenle, bu konuda sorumluluğu olan yerel yönetimlerde Veteriner İşleri Müdürlüğü kurulmasını, Halk Sağlığı birimlerinde bu konuda yetki ve sorumluluğu olan veteriner hekimlerin daha etkin çalışabilmesinin sağlanmasını dile getiriyoruz her platformda. Belediyelerde çalışan veteriner hekimlerin yetki alanları çok geniştir ama ülkemizde ne yazık ki sadece sahipsiz hayvanların kısırlaştırılması boyutuna indirgenmiştir şaşırtıcı bir şekilde”
“İnsanlar keneler için konak görevi görüyor”
Doğadaki birçok canlı gibi insanlarında keneler için konak görevi gördüğünü dikkati çeken Arslan, “Bu sebeple hastalıkların bir kısmının nakledildiği konaklar arasında insanlarda yer almakta ve keneler, özellikle ülkemizin de içinde yer aldığı tropik ve subtropik iklim kuşağında yer alan bölgelerde hem hayvan hem de insan sağlığını tehdit etmektedirler. Bu hastalıklar arasında yer alan Kırım Kongo kanamalı ateşi (KKKA) 2002 yılından itibaren ülkemizde özellikle Hyolammamarginatummarginatum’un yoğun olarak bulunduğu Giresun, Gümüşhane, Bayburt, Sivas, Tokat, Amasya ve Çorum illerinde insan sağlığını tehdit etmektedir. Son olarak geçtiğimiz ay Tokat ve Çorum'da 1, Sivas'ta 3 kişi kene ısırması sonucu hayatını kaybetmiştir” dedi.
“Türkiye’de 50’yi aşkın kene türü bulunmakta”
“Halk arasında yavsı, sakırga, kerni olarak bilinen kene, yaz aylarının gelmesiyle birlikte üremeye başlıyor. Türkiye’de 50’yi aşkın kene türü bulunmaktadır” ifadelerini kullanan Arslan, “Yaygın kanının aksine bu kenelerin hepsi hastalıklara sebep olmuyor. Türkiye’de özellikle “hyalommamarginatum” adı verilen kene türü görülüyor ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’ne (KKKA) yol açmaktadır. Diğer taraftan bu kene türünün ülkemizin yedi coğrafi bölgesinde de tespit edilmiş bir tür olduğu unutulmamalıdır” diye konuştu.
“Tüm vücut kene yönünden kontrol edilmeli”
Arslan, “Bireysel korunma uygulamaları kapsamında; özellikle hastalık yönünden riskli bölgelerde bulunan vatandaşların park, bahçe, tarla gibi her türlü araziye çıktıklarında açık renkli elbise giyinmeleri, çorapları paçalarının üzerine çekmeleri, elbiselerine repellent uygulamaları ve aktivite sonrası tüm vücudun kene yönünden kontrol edilmesi sayılabilir” ifadelerini kullandı.
“Erken teşhis ve tedavi hayati öneme sahip”
“Vücut üzerinde kan emen kene tespit edilmesi halinde kenenin en kısa sürede çıkarılması önem taşımaktadır” diyen Arslan sözlerini şöyle tamamladı;
“Kene çıplak elle dokunulmadan çıkarılmalı ve en yakın sağlık kuruluşu ile irtibat kurulmalıdır. Kene çıkarıldıktan sonraki süreçte kişinin kendini takip etmesi, ateş, baş ağrısı ve diğer gribal belirtiler görülürse derhal en yakın sağlık kuruluşu ile irtibata geçilmelidir. Kırım Kongo Kanamalı ateşinde erken teşhis ve tedavinin hayati öneme sahip olduğu unutulmamalıdır. Kenenin yapıştığı görüldüğünde üzerine alkol dökmek ya da sigarayla yakmaya çalışmak gibi davranışlar kesinlikle yapılmamalıdır. Çünkü keneye hasar verirsek vücuda salgısını ve dolayısıyla mikrobu bırakır. Bu da riski artıracaktır”