Röportaj: Dursun ERKILIÇ
Türk kültürü ve tarihine dair çalışmalarıyla tanınan araştırmacı-yazar İbrahim Terzioğlu, Ankara’nın geçmişine dair yürüttüğü sözlü tarih çalışmaları ve kaleme aldığı eserlerle şehrin hafızasını tazeleyen önemli isimlerden biri. Terzioğlu ile yaptığımız bu röportajda, Ankara Kalesi’nin geçmişten günümüze dönüşümünü, Keçiören'in Cumhuriyet tarihindeki yerini, eserlerinin ilham kaynaklarını ve şehir belleğini nasıl yaşattığını konuştuk.
- Ankara Kalesi sizin için ne ifade ediyor? Eski günlerine dair neler hatırlıyorsunuz?
- Ankara Kalesi, benim için sadece bir yapı değil; şehrin ve hatta ülkemizin tarihine açılan bir kapı adeta. Eskiden kale çevresinde, şimdiki gibi turistik işletmelerden ziyade, hayatın içinde yer alan bir ticari hareketlilik vardı. Geçmişe duyduğumuz özlem de aslında tam olarak bu; kale hem ticaretin hem de kültürel buluşmaların merkezindeydi.
- Sizce Ankara Kalesi’nin eski ticari canlılığını kaybetmesinin sebepleri neler?
- Ticaret, bir şehir hayatını diri tutar. Eskiden kale çevresi sadece turistlerin değil, günlük yaşamın da bir parçasıydı. Ancak günümüzde ekonomik sorunlar ve yanlış yönetim anlayışları nedeniyle işletmeler yatırım yapmaktan çekinir hale geldi. Kaleyi eski görkemine kavuşturmak istiyorsak, bu alanın yeniden ticaretin merkezi haline gelmesini sağlamalıyız.
- Kitaplarınızda da Ankara’nın birçok farklı yönünü ele alıyorsunuz. Eserlerinizi yazarken sizi en çok etkileyen unsurlar neler oldu?
- En çok halkın anıları, sözlü tarih çalışmalarımdan elde ettiğim bilgi ve gözlemlerimden aldığım ilham etkili oldu. Özellikle “Keçiören Şehrengizi” gibi çalışmalarda, Cumhuriyet’in kurucu kimliğini oluşturan isimlerin ve olayların izini sürmek, bu noktada önemli bir rehber oldu. Keçiören, bana göre sıradan bir ilçe değil, Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı önemli bir yer.
- 30 yıl Keçiören’de oturmuş biri olarak sormak isterim; Keçiören’e olan ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?
- Keçiören’e ilk olarak belediye başkan yardımcılığı dönemimde ilgi duymaya başladım. İlçeye dair bir dergi çıkarmak istedik, ama o dönemde yeterli bilgi yoktu. Bu durum beni daha derinlemesine bir araştırmaya sevk etti. Keçiören’e dair her ayrıntıyı öğrenmek için yıllar süren sözlü tarih çalışmalarına başladım.
- “Keçiören bir Türkiye mozaiği değil, sıkı dokunmuş bir Anadolu kilimidir” diyorsunuz. Bu benzetmenizle ne anlatmak istiyorsunuz?
- Keçiören’e baktığınızda, Türkiye’nin birçok farklı kültürünün izlerini görebilirsiniz, ama buradaki birliktelik farklı kültürlerin rastgele bir araya gelmesi değil. Keçiören’in bir dokusu var; bu doku, Anadolu’nun kadim kültüründen beslenen, köklü bir birliktelik ve kardeşlik anlayışına dayalı.
- “Keçiören Şehrengizi” kitabınızda Cumhuriyet’in ilk yıllarına dair birçok bilgi veriyorsunuz. Bu dönemden en çok aklınızda kalan bir anekdot var mı?
- Elbette, en çok dikkatimi çekenlerden biri, Ziraat Mektebi’nin rolü. Atatürk, Keçiören’deki Ziraat Mektebi’ni karargâh olarak kullanıyordu. İstanbul’dan gelen Cumhuriyet’in kurucu şahsiyetleri de bu bölgeye yerleşmişti. Aslında Hermann Jansen de Ankara’nın merkezini Keçiören olarak tasarlamış, fakat daha sonra Çankaya’nın Cumhurbaşkanlığı Köşkü olarak kullanılmaya başlanması ile merkezin güneye kayması söz konusu oldu.
- Kitaplarınızda, Keçiören’e dair pek çok bilgiye ulaşabiliyoruz. Keçiören’in bugünkü hali sizi mutlu ediyor mu?
- Bugünkü durumu elbette geçmişteki tarihi dokusu ile kıyaslayınca bazı eksiklikleri var. Ancak Keçiören'in potansiyelini hala yüksek görüyorum. Buradaki tarih turizmi geliştirilebilir. Mesela, yeraltı şehirleri, kaya mezarları ve tarihî yapılar turistik rotalara dâhil edilerek daha fazla ziyaretçi çekebilir. Keçiören sadece bir semt değil, tarihin gizemli sayfalarını saklayan bir hazine.
- Peki, sizinle röportaj yaparken anladığımız kadarıyla eserleriniz sadece Ankara ile sınırlı değil. Araştırmacı kimliğinizle de tanınıyorsunuz. Bu yönünüzü nasıl değerlendiriyorsunuz?
- İnsanın doğduğu, büyüdüğü toprakların kültürüyle ilgilenmesi, ona değer katması önemli. Ben sadece kitap yazmakla değil, şehrin hafızasını canlı tutmakla meşgulüm. “Elmadağ Şehrengizi” ve diğer eserlerim, Türk kültürünün ve tarihinin farklı yönlerini yansıtıyor. Kendimi, tarihî ve kültürel mirasımızın gelecek nesillere aktarılmasına adadım.
- Son olarak, sizin için Ankara Kalesi ve Keçiören’in geleceği nasıl şekillenmeli?
- Ankara’nın geçmişi, geleceğin de rehberi olmalı. Kale, sadece turist çeken bir mekan değil, şehrin ve ülkenin belleği. Keçiören’in de bu belleği yaşatacak ve zenginleştirecek projelerle daha fazla değerlendirileceğine inanıyorum.